Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) etrafında yürütülen güncel tartışmayı, GIFT Beslenme Enstitüsü olarak bir beslenme bilimi, gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik meselesi olarak ele almak gerektiğini düşünüyoruz. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 730 milyondan fazla insan açlıkla karşı karşıyayken, üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri ya tarladan sofraya ulaşamadan kayboluyor ya da tüketici düzeyinde israf ediliyor. Bu paradoks, gıda kayıp ve israfının yalnızca ekonomik bir mesele değil; halk sağlığı, gıda güvencesi ve iklim adaleti meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre gıda kayıp ve israfı küresel sera gazı salımının yaklaşık yüzde sekizinden sorumludur ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12.3 bu kaybın 2030’a kadar yarıya indirilmesini hedeflemektedir.

Beslenme bilimi açısından konunun özünü anlamak kritik önemdedir: TETT, ürünün besin değerinin ya da güvenliğinin sona erdiği tarih değil; duyusal ve kalite özelliklerinin garanti edildiği süredir. Etiketinde belirtilen koşullarda muhafaza edilen kuru baklagiller, makarna, bisküvi, konserve, kuruyemiş, tahıl ürünleri ve uygun matrislerde takviye edici gıdalar gibi mikrobiyolojik açıdan stabil ürünlerin makro ve mikro besin profilleri, TETT sonrasında dahi büyük ölçüde korunur; protein, kompleks karbonhidrat, lif ve mineral gibi öğelerin biyoyararlılığında belirgin bir kayıp yaşanmaz, yalnızca bazı vitaminlerde ve duyusal kalite özelliklerinde tedrici bir azalma gözlenebilir. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) de bu ayrımın doğru anlaşılmasının AB’deki yıllık 88 milyon ton gıda atığının yaklaşık yüzde onuna karşılık gelen israfın önlenmesinde kilit araç olduğunu vurgulamaktadır. Buna karşılık “Son Tüketim Tarihi”, mikrobiyolojik açıdan kolay bozulabilen ürünler için bir güvenlik sınırıdır ve bu sınır asla esnetilmemelidir.

Bu doğru yorumun en somut karşılığı, gıda bankacılığı uygulamalarıdır. Avrupa Gıda Bankaları Federasyonu (FEBA) çatısı altında 30’u aşkın ülkede faaliyet gösteren gıda bankaları, yıllık 860.000 tonun üzerinde gıdayı 13 milyondan fazla muhtaç bireye ulaştırmaktadır. Fransa, 2016’da yürürlüğe giren Garot Yasası ile 400 m²’nin üzerindeki süpermarketlere, fazla gıdayı yardım kuruluşlarına bağışlama zorunluluğu getirerek bu alanda öncü olmuş; İtalya, 2016 tarihli Gadda Yasası ile vergi teşvikleri ve sadeleştirilmiş bağış prosedürleri sunmuş; Belçika ve Çek Cumhuriyeti benzer modelleri yürürlüğe sokmuştur. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ve Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), TETT geçmiş ancak güvenli ve besleyici gıdaların ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesini bir gıda güvencesi aracı olarak teşvik etmektedir. Türkiye’de 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu çerçevesinde gıda bankacılığı vergi avantajları tanınmış olsa da, bu mekanizmanın etkinliği ve sektörle entegrasyonu hâlâ önemli bir gelişim alanıdır.

Sürdürülebilirlik perspektifinden bakıldığında, israf edilen her bir kilogram gıdanın arkasında bir su, enerji, tarım arazisi ve emek kaybı yatmaktadır. İsveç ve Danimarka’nın Too Good To Go inisiyatifi öncülüğünde benimsenen “ofte god efter / often good after” etiketlemesi, tüketicinin duyularına güvenerek karar vermesini teşvik eden bilinçlendirme yaklaşımının başarılı bir örneğidir. İngiltere’de Atık ve Kaynaklar Eylem Programı’nda (WRAP) yüzü aşkın taze ürün ve süt hattında “use by” etiketinin “best before”’a çevrilmesiyle hane düzeyinde önemli bir tasarruf sağlanmıştır. ABD’de 2024’te Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın (USDA) etiketleme reformu için kamuoyu istişaresi başlatması, 2025 “Food Date Labeling Act” tasarısıyla “BEST If Used By” ve “USE By” ikilisinde standartlaşma yönünde adım atılması, gelişmiş ülkelerin bu konudaki ortak yöneliminin göstergesidir. FAO–WHO Codex Alimentarius CXS 1-1985 standardı da 2018 revizyonuyla bu küresel çerçevenin bilimsel zeminini güncellemiştir.

Türkiye, hem üretici hem de tüketici niteliğiyle bu küresel gündemde önemli bir aktör olabilecek konumdadır. Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’nın TETT–STT ayrımına ilişkin Türk Gıda Kodeksi ve uluslararası standartlarla bütünüyle uyumlu açıklamasını destekliyor; ancak bu açıklamanın gerçek etkisini gösterebilmesi için tüketici eğitimi, gıda bankacılığının güçlendirilmesi, perakende düzeyinde indirim ve bağış mekanizmalarının kurumsallaştırılması ve gönüllü iyi uygulama modellerinin yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyoruz. Beslenme uzmanı kimliğimizle altını çiziyoruz: uygun koşullarda muhafaza edilmiş, duyusal özellikleri korunmuş bir TETT geçmiş ürün, çöpe atıldığında yalnızca bir gıda değil; içindeki besin öğeleri, üretim emeği ve doğal kaynaklar da israf edilmiş olur.

GIFT Beslenme Enstitüsü olarak, gıda bankacılığı modellerinin geliştirilmesi, beslenme okuryazarlığının yaygınlaştırılması, TETT ve STT kavramlarının doğru anlaşılmasına yönelik kamuoyu farkındalık çalışmaları, sürdürülebilir beslenme politikalarının inşası ve gıda kayıp ve israfını ölçecek ulusal göstergelerin oluşturulması gibi alanlarda akademi, kamu, sektör ve sivil toplumla her türlü iş birliğine ve projeye katkı sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuyla paylaşıyoruz. Sağlıklı beslenme ile sürdürülebilirlik aynı madalyonun iki yüzüdür; bu iki hedefi birlikte gözeten bir yaklaşım, hem bireyin hem toplumun hem de gezegenin yararınadır.

Saygıyla kamuoyuna duyurulur.

Dyt. İrem Yakışıklı

Genel Sekreter

GIFT-  Beslenme Enstitüsü